Türkiye’de “yazar” olmak!...

Günün öğleye yakın bir zamanındayım. Yaptığım iş yazmak! Yaşanmışlıklar yaşadıklarımın ötesinde olduğundandır ki, kalemimi hep yaşanmışlıkların üzerinde oynattım. Aşkı tattım aşık olanların gözünde, şiirler yazdım satır satır... Nefret ettim haksızlıklara çanak tutanlardan... Kahkahalara pek karışmadı sesim, hıçkırıklara karıştığı kadar. "Uzak dur dediler. Sana ne elin derdinden?" Haksız da değillerdi hani, bazen derdin sahibinden daha çok battı ciğerime dikeni. Lakin uzak duramadım. Ben de öyle bir silah aldım ki elime; kılıçtan keskin bombadan etkiliymiş! Gördüm...

Kelamın gücü satırlara nakış nakış işlendiğinde, o zarif örtünün ne mazlumların yüreğini sarmaladığını fark ettim. Ve artık ellerim, zihnim ve benliğimle bir kalemdim, rüyalarında dahi yazmaya devam eden…

Önceleri okuduklarından tanımaya çalıştılar beni,

“aşıksın,”

“kızgınsın,”

“gaddarsın,”

"merhametlisin,”

“senin hikayen mi?”

"sen..., sen..., sen?”

Yok hayır ben değil; Sen/dim... Siz/dim... Onlar/dım... da siz görmediniz, fark edemediniz. Ben “yazarım” dedim ya, ağladığınızda benim yanaklarım ıslanır, üzüldüğünüzde benim gözlerim dolar. Hıçkırdığınızda yutkunurum, göz yaşlarınızdır kalemime mürekkep olan. Bir görseydiniz, görebilseydiniz eğer, neler okuyacaktınız kendinize dair...

Bu hafta satırlarıma biraz sitem katarak başlamak istedim. Sabah sabah sosyal medyayı açtığımda bir meslektaşımın isyanı idi, bana bunları yazdıran. Ve kadın, “veryansın!” ediyordu terbiyesini bozmadan. Okudum ve acı bir tebessüm yerleşti yüzüme. Kalemdaşımın hislerini paylaşmamak mümkün mü? Ya hu neden bırakmıyorsunuz ki, (sözüm meclisten dışarı) insanlar işlerini yapsın. Bir yazar yazdığı her şeyi yaşama şansına sahip değildir. Şansına diyorum dikkat edin, çünkü her birimizin tek bir hayatı var, oysa yazdığımız kitaplarda, onlarca hayatı kaleme alıyoruz. Keza şiirlerimizde de öyle. Eşyanın tabiatına aykırı bu duruma, ivedilikle alışması gerekiyor bu toplumun. Lütfen, yazılanların büyüsünde arayın o büyük sırrı. Kelamın gücünde. Nasıl ki bir heykeltıraş eline aldığı çamura, şekil vererek anlamlandırıyorsa eserini, edebiyatçılarda kelimeleri eğe büke kurdukları cümlelerle yapıyorlar sanatlarını. Evet bizler parmak uçlarımızın maharetini resmederek dökmüyoruz tuallere, lakin yüreğimizin nehirleri andıran mürekkebidir, kalemlerimizden bembeyaz sayfalarımıza damlayan.

O son noktayı koyduğu vakit kalem, son sayfanın büyüsünde kalır ve bırakmak istemezsin elinden, sana yazılan kitabı. Sayfalar dolusu seni anlatmışımdır belki de. Öyle kitaplar okursun ki, kaybettiğin parçalarındır içinde yazılanlar. Bir bir dizersin zihninin, o boş kalmış köşelerine puzzle misali.

İlk aşkının hikayesini, vatanın tarihini, matematiği, bilimi felsefeyi... Kaldır başını karşında mutlaka bir kitap göreceksin. Yazanı mı? Yazanını boş ver şimdi. Okuduğunda ne hissettin ne öğrendin ona bak. Yazdıklarım, senden, sizlerden öğrendiklerimden öte değil ki; anlatayım sana derdimi.

Ben yazarım, kalemim, yazdırılanım. Tasalanma bu kadar hayata neler sığdırmış diye, sizlerden taşanlarla sırılsıklam olmuş bir ademim o kadar...

Saygılarımla

Sabahat Şahin

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sabahat Şahin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kapadokya Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kapadokya Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kapadokya Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kapadokya Haber değil haberi geçen ajanstır.